güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Nisan 2015 Pazar
İnside dünya çapında bir psikolojik kısa film olmakla birlikte çoğul kişilikli bir hastayı anlatıyor.
2 Nisan 2015 Perşembe
Anoreksiya'ya karşı savaşını kazandı ve sağlığına kavuştu
Bir dönem 39 kiloya kadar inen, gün boyu spor yapmasına rağmen sadece tek bir elma yiyen Cowan, hastalıktan kurtulduktan sonra 2015 yılında bir güzellik yarışmasına katılıyor...
31 Mart 2015 Salı
Çocuğunuzun süt dişlerini ne yapıyorsunuz?
Çocuğunuzun süt dişlerini çektirirken ileride herhangi bir hastalığınızın tedavisinde o dişlere ihtiyaç duyabileceğiniz hiç aklınıza geldi mi?
Büyük ihtimalle hayır! Ama gerçek şu ki çekilen süt dişleri ya da 20 yaş dişleri yakın bir gelecekte ailenizdeki genetik olarak uyumlu kişilerin pek çok hastalığının tedavisinde kullanılabilecek.
Kök hücreler, insan organizmasında kendi kendini yenileme kapasitesine sahip, tüm dokularda bulunan, çok uzun süre yaşayabilen, genetik hata oluşturmadan yeni hücreler üretebilen hücre popülasyonlarıdır. Bu hücreler tüm vücut dokularında ve kan dolaşımında bulunur. Fakat günümüzde sadece göbek kordonu, süt dişi pulpası, kan ve kemik iliğinden elde edilebilmekte. Kök hücre kaynağı olarak süt dişi pulpası özellikle önem taşıyor. Hatta Amerika'da annelere çocuklarının süt dişlerini atmaması ve (gerektiğinde ileride kullanılmak üzere özel merkezlere gönderilerek) saklanması konusunda belirli kuruluşlar tarafından çağrı yapılıyor. Kök hücrelerin en büyük özelliği doku üretme ve yenileyebilme potansiyellerinin olmasıdır. Kordon kanından elde edilen hücreler hematopoetik hücrelerdir ve bunların kan hücrelerine dönüşebilme eğilimleri vardır, oysa süt dişinden elde edilen kök hücreler mezenkimal hücrelerdir ve kıkırdağa kemiğe, kalp, kas, sinir hücre ve dokularına dönüşebilme potansiyeline sahiptir.
Hangi hastalıkların tedavisinde kullanıyor?
Kök hücreler çeşitli hastalıkların (Multiple scleroz, Alzheimer, Parkinson, kalp hastalıkları, bazı kanser türleri, felç, göz hastalıkları, bağışıklık yetmezliği) gibi pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmakta. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde nörolojik hastalıklar, parkinson, diyabet, kas hastalıkları gibi pek çok hastalığın tedavisinde de dişten elde edilecek kök hücrenin kullanılması amaçlanıyor. Diş kök hücresi, kardeşlere yüzde 25, anne babalara ise yüzde 50 oranında uyum sağlıyor.
En değerli dişler hangileridir? Dişlerden ne kadar kök hücre elde edilebilir?
Dişlerden ne kadar kök hücre elde edildiği aslında çok önemli değildir. Çünkü eğer istersek, bu hücreleri sayıca çoğaltmak mümkün. Yetişkin kök hücreleri gelişmiş ve farklılaşmış olduğundan süt dişinden elde edilen kök hücreler kadar farklı doku tipi oluşturma şansı olmamaktadır. Özellikle süt dişlerinin veya 16-20 yaş arasındaki bir gencin çürük olmayan 20’lik yaş dişlerinin saklanması büyük önem taşımaktadır.
Kök hücre nasıl alınıyor?
Kök hücrelerin alınması ve saklanması özel bir sistem gerektiriyor. Öncelikle çekilen süt dişlerinin canlı kök hücre içermesi çok önemli. Eğer çekilen dişte canlı hücrelere rastlanırsa ve enfeksiyon tespit edilmezse bunlar özel bir enzim solüsyonu içine konuluyor. Sonrada çoğaltılıyor. Ardından -196 derecede dondurularak, sıvı nitrojen tanklarında saklanmaya alınıyor. Eksik doku ve organ kayıplarının telafisinde kök hücreler insanlık için büyük umutlar vaat ediyor. Kim bilir belki çok yakında diş hekimleri; çekilmiş bir dişin yuvasına kök hücreler yerleştirip bir kaç ay içerisinde yeni diş elde edebilecekler. Protezler tarihe karışacak. Sadece koruyucu diş hekimliği olacak.
Diş bankaları Türkiye'de var mı?
İlk diş Bankası 2007 yılında, ABD’nin Boston şehrinde çalışmaya başlamıştır. Kısaca adı NECC olan merkezin Türkiye’de Nişantaşı’nda da bir şubesi var.
Dişlerimizi saklamak için ne tür işlemler gerekiyor?
Öncelikle diş çekim tarihinin belirlenmesi gerekiyor. İtinalı bir diş çekiminin ardından bankadaki uzmanların getirdiği özel solüsyon içeren bir kitin içine konulan dişler ABD 'deki merkeze gönderiliyor.Yapılan incelemede eğer dişlerde yeterli miktarda canlı kök hücre tespit edilirse size bir sertifika gönderiliyor.Yapmış olduğunuz sözleşme 20 yıl geçerli oluyor.Bu bankada diş saklamanın maliyeti ise 1250 $ civarında...
Ağız ve Diş Sağlığı
Merih Keçe
Diş Hekimi & EFT ve NLP Uzmanı
Çorapla Yatağa Girmeyin
Çorapla yatağa girmek zararlı mı? Uyurken çorap giymek ayak sağlımızı tehdit eder mi? İşte bu alışkanlığın zararları…
Çorap ile yatmak, çorap lastiklerinin uzun süre baskısı sonucu “periferik” dolaşımı olumsuz etkiler, yani o bölgedeki kan dolaşımını bozar. Kan dolaşımının bozulması ayakta morarmalara, derinin kurumasına ve uzun vadede tırnaklarda şekil bozukluklarına bile neden olabilir. Çorapla yatağa girmek ayrıca terlemeye ve ayakların havasız kalmasına yol açacağından ayakta mantar enfeksiyonlarına neden olabilir. Çorapla yatmanın ortaya çıkaracağı bir diğer sorun da ayakta çıkabilecek egzamalardır. Çorapta kalan deterjan artıkları uzun temas sonucu irritan dermatitlere ya da alerjik dermatitlere neden olup ayakta kaşıntı, kızarma, kepeklenme gibi şikayetler yaratabilir, ayrıca deride kurumayla birlikte kaşıntılara neden olabilir. Bu yüzden gece yatarken çorapların çıkartılmasını deri ve ayak sağlığı açısından son derece önemlidir.
Ayak sağlığı için dikkat edilmesi gerekenler
Doğru ayakkabı seçimi: Ayakkabı ortopedik ve ayağı fazla terleten malzemeden yapılmamış olmalıdır. Çok dar ayakkabılar tercih edilmemelidir.
Doğru çorap kullanımı: Ayakkabılar, ayağı terletmeyen, pamuklu çoraplarla giyilmeli, çoraplar sık değiştirilmeli, yıkandıktan sonra iyi durulanmalıdır, çorapta deterjan artıkları kalmamalıdır. Ayrıca çoraplar gece yatarken çıkarılmalıdır.
Ayak bakımı: Tırnaklar ete batmayacak şekilde düz olarak kesilmeli, hijyenik olmayan aletlerle pedikür yapılmamalı, ayaklar yıkandıktan sonra parmak araları iyice kurulanmalı ve uygun bir kremle ayak kremlenmelidir.
Yukarıdaki faktörlere dikkat edilmezse, ayakta çeşitli ortopedik bozuklukların yanı sıra mantar, nasır, egzama, tırnak batması, tırnak enfeksiyonları gibi birçok dermatolojik sorunla karşılaşmak mümkündür.
Dermatoloji Uzmanı
Dr. Kerem Baykal
http://www.hurriyetaile.com/sizin-icin/saglik/corapla-yataga-girmeyin_17666.html
26 Mart 2015 Perşembe
'Parmak bebek'
Elazığ'da, 30 santimetre boyunda ve 500 gram ağırlığında doğan Deniz Eren bebek, 10 gündür yoğun bakım ünitesinde tutuluyor.

Elazığ'da 1,5 yıl önce evlenen Sinan ve Sibel Doğan çiftinin 10 gün önce Fırat Üniversitesi Hastanesinde 30 santimetre boyunda ve 500 gram ağırlığında bir erkek bebeği dünyaya geldi. Erken doğumla dünyaya gelen "parmak bebek", sağlık sorunları nedeniyle hastanenin yeni doğan yoğun bakım ünitesinde kuvöze konuldu. "Deniz Eren" adı verilen bebeğin sağlık durumu her geçen gün daha iyiye gidiyor.
Fırat Üniversitesi Hastanesi Yeni doğan Yoğun Bakım Ünitesinde görevli uzman doktor Ayşen Orman, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Deniz Eren'in 25 haftalıkken normal doğum yöntemiyle dünyaya geldiğini söyledi. Prematüre bebeğin, erken ve küçük doğuma bağlı olarak oluşan solunum ve gelişim sıkıntılarını çözmeye çalıştıklarını belirten Orman, "Bebeğimiz verdiğimiz tedavilere bugüne kadar güzel yanıt verdi" dedi.
Bundan sonraki süreçte, bebeği bin 600 grama ulaşıncaya kadar kontrol altında tutacaklarını ve damardan besleyeceklerini ifade etti.
AA 26 Mart 2015
19 Mart 2015 Perşembe
Kendimizi Gripten Ne Kadar Koruyoruz?
Grip ya da başka bir bulaşıcı hastalık olsun. Bunların geneli için geçerli olan bir şey varsa da onların başında sık sık el yıkamak, yüzümüze gözümüze daha az dokunmak, dengeli beslenmek, yeterli uyku ve kalabalık ortamlarda olabildiğince az vakit geçirmek.
İyi güzel de, bazen sık sık el yıkamak mümkün olamayabiliyor. Hem bir yerden sonra da ellerimizi kuruttuğu için yıkamak da işimize gelmiyor. Hemşire olarak el yıkamanın bir yerden sonra ne kadar elleri rahatsız ettiğinden haberdarım maalesef... Ama mecburii...
Tamam yüzümüze gözümüze daha az dokunmayı alışkanlık haline getirebiliriz elbette. Meslek itibariyle buna da alışıyoruz zamanla. Sadece sağlıkçı olanlar değil herkes alışkanlık edinmeli tabi.
Yeterli uyku diyor da biz sağlıkçılar için ne mümkün? Biraz nöbet biraz uyku :) Neyse canım henüz çalışmaya başlamadık, şimdilik ders çalışalım ve biraz daha dinlenip uyuyalım.
Sağlıklı beslenmek de ne kadar mümkün? Herkes böyle ağa paşa çocuğu sanıyor bu doktorlar!
Ama maalesef ki haklılar. Yediğimiz onca zararlı yiyecek varken ve şimdilik(!) bize bir zararı yokken kim takar ki?
Ve tabi ki de kalabalık ortamlarda bulunmak. Bu zamanda epey bir zor üniversitede bir merkez kafeteryadır kii kapasitesinin üstünde öğrenci barındıran. Aynı şekilde kütüphaneler, bölümler, sınıflar.... uzar gider..
İşte. Herkes kendine dikkat etsin yanii ne yapacağız. Gripsek derse okula falan gelmeyeceğiz. Elleri yıkayacağız. Uykusuz kalmayacağız. Sağlıklı beslenip, kahvaltıyı ihmal etmeyip, sigara içmeyeceğiz. Tijen Hocam'a saygılar.
Sağlıkla kalalım :)
Domuz Gribi Hakkında Birazcık Bilgi
Önceki yazıda haberlerden bahsetmiştim, şimdi de nedir ne değildir değinelim istedim.
Domuz gribi (H1N1) virüsü
Domuz gribi, A(H1N1) tipi virüsten kaynaklanan, insanlarda hastalığa yol açan viral bir hastalıktır. Hastalık ilk kez Meksika ve ABD'de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmış. Domuzlarda görülen bir hastalık olduğundan domuz gribi denmiş.
Domuz gribi virüsü bulaşıcı mı ki?
Domuz gribi virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana geçer.
Domuz gribi nasıl bulaşıyor peki?
Domuz gribinin de yine mevsimsel griple aynı şekilde yayıldığı düşünülüyor. Grip virüsleri insandan insana öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşıyor. Grip virüsü bulaşmış yerlere dokunulduktan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir. Neymiş? Belediye otobüsünde hiçbir yere tutunmadan gitmeyi öğrenmeliyiz. Benden demesi...
Domuz gribinin belirtileri neler, yani farklı bir belirti falan anlayacağımız?
Domuz gribine yakalanan bir kişideki belirtiler maalesef normal bir grip hastasıyla neredeyse aynı. Bunlar:
Ateş,
Öksürük,
Yaygın vücut ağrısı, yorgunluk,
Boğaz ağrısı,
Baş ağrısı,
Üşüme,
bazen de kusma ve ishal.
Yani laboratuvar testleriyle anlaşılıyor ne gribi olduğumuz. PCR yöntemi ile tanı konuluyor, özel bir laboratuvar testi.
Hastalığa yakalanan kişiler ne kadar süreyle bulaştırıcı, yaklaşmasak?
Bu kişiler, belirtilerin başlamasından bir gün öncesi ve 7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıymışlar. İlk ve son günlerinde "Ben çok iyiyim ya bir şeyim yok benim." deseler bile baktık grip oldu-olacak, yaklaşmasak iyidir. şaka şaka :)
Erişkinlerde acil müdahale gerektiren belirtiler neler?
Zor nefes almak veya nefes darlığı
Bilinç bulanıklığı
Sık ve uzun süreli kusma
Ki bunlar da ciddi sorunlardır, muhakkak hekim kontrolü!
Çocuklarda acil müdahale gerektiren belirtiler neler?
Hızlı veya zor nefes alma
Ateşle beraber döküntü görülmesi
Vücutta solgunluk ya da morarma
Beslenememe ve huzursuzluk
Uyarılara cevapta azalma ve uykuya meyil
Muhakkak hekim kontrolü!
Domuz gribinin tedavisi var mı?
Tabi ki var. Doktor kontrolünde kullanılacak ilaçlar ve tedavi yöntemleri mevcut.
Domuz gribinden kendimizi nasıl koruyalım?
Bu önlemleri alarak sadece gripten değil; grip gibi solunum yoluyla bulaşan tüm hastalıklardan kendimizi koruyabiliriz:
Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatın. Mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atın.
Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayın. Alkol içeren el yıkama antiseptikleri de etkilidir.
Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayın.
Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerinizin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat edin.
Hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durun.
Bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırın.
Sağlıkla kalın, domuz gribi değil, aman gribin hiçbir çeşidini olmayın. İnsanda ne keyif bırakıyor, ne iştah ne de bir hal. :)
Kaynaklar: http://www.grip.saglik.gov.tr/
DOMUZ GRİBİ Mİ?
Geçen gün haberlerde gördüm de derslerden, sınavlardan, ödevlerden dolayı bakamamıştım, gerçi biraz bilgim var ama buraya da aktarmak mecburi oldu.
Hürriyet haberin bugünkü yaptığı haberde şöyle diyor:
"Sağlık bakanlığı, 2014 yılından bu yana 16 kişinin grip nedeniyle yaşamını yitirdiği, bu ölümlerin 11’ine domuz gribi virüsünün neden olduğunu açıklamış ve domuz gribinde toplam vaka sayısının ise 170 olduğu bilgisini vermişti.
Haber Türk’ten Lütfi Erdoğan’ın haberine göre, bu açıklamaların ardından bakanlık, grip ve ölümlerin çoğunlukta olduğu illerde görevlendirilmek amacıyla grip timi oluşturuldu ve Kocaeli, Sivas, Çanakkale, Samsun, Mersin ile Antalya’ya gönderildi. Grip timlerinin görevi ise halkı gribe karşı bilgilendirmek ve grip virüsünden numune alarak Ankara’daki merkez laboratuvara iletmek.
25 MART’TAN SONRA AZALACAK
Grip bilim Kurulu üyesi Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Akın, dolaşımda olan virüslerin A ve B grubundan oluştuğuna dikkat çekerek, şu bilgileri verdi: A grubuna H1N1 ve H3N2 virüsleri var. Türkiye’de bizim rahatlığımız hala H1N1’in etkin olması. Çünkü H1N1 aşısının koruyuculuk düzeyi istediğimiz etkinlikte. Akın’ın aktardığına göre, Türkiye’de bu yılın ekim ve kasım aylarından sonra H3N2’nin aktive olmaya başlayacağı tahmin ediliyor. Akın, “Zaten 2015-2016 yılan ait aşıda bu virüse karşı koruyucu madde olacak. Vakalar Türkiye’de ayın 25’inden sonra azalmaya başlayacak.
GRİP BU HAFTA TAVAN YAPACAK
Grip Bilim Kurulu üyesi Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Enfeksiyon Ünitesi’nden Prof. Dr. Ateş Kara da şu uyarılarda bulundu: Güneş çıktı ve hava ısınmaya başladı, o zaman virüs bulaşmaz. Grip Türkiye’de nisan ayından sonra azalıyor. Bu sene gripten etkilenme oranı hava şartlarına bağlı olarak yüzde 45-60 aralığında seyrediyor, geçen yıl bu oran yüzde 35’ti. Türkiye’de gribin en hızlı yayıldığı döneminde içinde bulunuyoruz. Gelecek haftalardan önce azalmaya başlayacak.
NİSAN VE MAYISTA YENİ VİRÜS ÇIKAR
Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın ise H1N1 ve H3N2 virüslerinin gelişme aşamasında olduğunu belirterek, “Mayıs ayına kadar vakalar azalarak devam eder. Ancak nisan-mayıs aylarında yeni virüsler ortaya çıkar. Yeni virüse karşı eylül-ekim gibi aşı yaptırılmalı."
Dikkatimi çeken kısım:
"Bilim Kurulu’nun ‘salgın’ olmadığı konusunda birleştiğini belirten Gümüş’ün aksine Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Özden Şener, “Domuz gribi artık mevsimsel gribe dönüştü ve buna grip salgını diyebiliriz, ancak henüz endişe edilecek bir durum yok” dedi."
Sanırım grip olmamaya şu dönemlerde daha çok dikkat etmemiz gerekecek.
alıntı: hürriyet.com.tr-AA
"Sağlık bakanlığı, 2014 yılından bu yana 16 kişinin grip nedeniyle yaşamını yitirdiği, bu ölümlerin 11’ine domuz gribi virüsünün neden olduğunu açıklamış ve domuz gribinde toplam vaka sayısının ise 170 olduğu bilgisini vermişti.
Haber Türk’ten Lütfi Erdoğan’ın haberine göre, bu açıklamaların ardından bakanlık, grip ve ölümlerin çoğunlukta olduğu illerde görevlendirilmek amacıyla grip timi oluşturuldu ve Kocaeli, Sivas, Çanakkale, Samsun, Mersin ile Antalya’ya gönderildi. Grip timlerinin görevi ise halkı gribe karşı bilgilendirmek ve grip virüsünden numune alarak Ankara’daki merkez laboratuvara iletmek.
25 MART’TAN SONRA AZALACAK
Grip bilim Kurulu üyesi Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Akın, dolaşımda olan virüslerin A ve B grubundan oluştuğuna dikkat çekerek, şu bilgileri verdi: A grubuna H1N1 ve H3N2 virüsleri var. Türkiye’de bizim rahatlığımız hala H1N1’in etkin olması. Çünkü H1N1 aşısının koruyuculuk düzeyi istediğimiz etkinlikte. Akın’ın aktardığına göre, Türkiye’de bu yılın ekim ve kasım aylarından sonra H3N2’nin aktive olmaya başlayacağı tahmin ediliyor. Akın, “Zaten 2015-2016 yılan ait aşıda bu virüse karşı koruyucu madde olacak. Vakalar Türkiye’de ayın 25’inden sonra azalmaya başlayacak.
GRİP BU HAFTA TAVAN YAPACAK
Grip Bilim Kurulu üyesi Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Enfeksiyon Ünitesi’nden Prof. Dr. Ateş Kara da şu uyarılarda bulundu: Güneş çıktı ve hava ısınmaya başladı, o zaman virüs bulaşmaz. Grip Türkiye’de nisan ayından sonra azalıyor. Bu sene gripten etkilenme oranı hava şartlarına bağlı olarak yüzde 45-60 aralığında seyrediyor, geçen yıl bu oran yüzde 35’ti. Türkiye’de gribin en hızlı yayıldığı döneminde içinde bulunuyoruz. Gelecek haftalardan önce azalmaya başlayacak.
NİSAN VE MAYISTA YENİ VİRÜS ÇIKAR
Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın ise H1N1 ve H3N2 virüslerinin gelişme aşamasında olduğunu belirterek, “Mayıs ayına kadar vakalar azalarak devam eder. Ancak nisan-mayıs aylarında yeni virüsler ortaya çıkar. Yeni virüse karşı eylül-ekim gibi aşı yaptırılmalı."
Dikkatimi çeken kısım:
"Bilim Kurulu’nun ‘salgın’ olmadığı konusunda birleştiğini belirten Gümüş’ün aksine Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Özden Şener, “Domuz gribi artık mevsimsel gribe dönüştü ve buna grip salgını diyebiliriz, ancak henüz endişe edilecek bir durum yok” dedi."
Sanırım grip olmamaya şu dönemlerde daha çok dikkat etmemiz gerekecek.
alıntı: hürriyet.com.tr-AA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



